31.3.07

GİDİYORUM...

İşte gidiyorum
Birşey demeden

Arkamı dönmeden

Şikayet etmeden

Hiçbirşey almadan

Birşey vermeden

Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde

Yürüyorum sanki senin yanında

Sesin uzaklaşır herbir Adımda

Ayak izim kalmadan gidiyorum

Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı

Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı

Bana kimse sen gibi sarılmadı

Işığımız sönmeden gidiyorum


Kazım Koyuncu

30.3.07

Zaten....


Zaten bildiği bişeyi neden bilmiyormuş gibi yapıp saklama ihtiyacı duyar ki insan? Neden kaçınır kendi yüzüne vurmaktan başkalarının gerçeğini? Sen bir hataysan sadece onun için neden dövünüp durur gözlerinin ucunda kalmış yaşlar? Zaten hep bildiğin acaba mı dediğin bir gerçeği niye vuramazsın kendi yüzüne? Başkaları acıtırken kanatırken canını sen neden hazırlamazsın kendini tüm söyleneceklere?
Zaten bildiğin bişeyi neden bilmiyormuş gibi yaptın ki sen? Niye izin verdin oyalamalara? “zaman” diyen dillere niye inandın o zaman? Arada kaynayıp git diye, onun acısını yüreğinde yaşadıysan bile seni silebilsin diye yapılanlara niye kandın? Çok hatalısın, çok acıyacak yüreğin yine.. aşkına falan değil ama.. gururuna ağlayacak bu kez gözlerin.. onun kayboluşuna, farkında olmadıysan da kahroluşuna... yara bandı görevindeydi yüreğin.. sen gördün onun kanayan yüreğini, kanarken yüreğin.. kimse anlamadı ama yaptığın iyiliği.. olsun sen devam et yoluna güzelim.. yine kimse anlamayacak ne istediğini, kimden ne beklediğini.. ama bu sefer kanma “Zaman” yalanlarına.. hiç kimse için, başkalarının kalbini kırıpta söylendiği gibi, “oyalanma”...


AnGeLuS

26.3.07

Biterken Her Şey....


Her şey gelirdi aklıma biliyor musun? Geldi de.. Ellerinin ayrılabileceği bir gün ellerimden, ya da suretinin terk edeceği gözlerimi.. Ya da ne bileyim.. Bir bütün olarak bir gün çekip gidebileceğin.. Korkak alıştırmışım kendimi ben.. Halihazırda her şeye hazır. Olabilecek her şeye hazırlıklı ama bir o kadar korkak geleceğinden.. Öyle alıştırılmışım.. Ha ne diyorduk? Her şey gelirdi aklıma.. Ve başından beri hep bildik bazı şeyleri.. Alışkanlık dedik geldik geçtik biz kanayan yaralara.. Aldırmadık çığlıklarına, kapanmam yalanlarına.. Sorun da onların yalan olmamasıydı zaten… Kime dokunsa ellerimiz, buz kesti karşımızdaki kişi.. Ne verdik ne alabildik bir gram sevgi… Ve kimse kalmadı kimseye… Kimse düşmedi hiç kimsenin acı çukurlarına… Kimse kanmadı yaratılan sevda oyunlarına..
Her şey gelirdi aklıma elbet bir gün.. Erteledik hep acıyacak yanlarımızı çünkü.. Bir gün getiririz aklımıza ne gelecekse dedik.. Zaten ağlayan yanlarımızıysa hiç düşünmedik… Ve sonunda geldiğinde son gün kimsenin canı acımadı kimseden başka… Çünkü kimse görmedi kimsenin acısını.. Herkes bencil kıvrımlarında inliyordu yalnızlığın, aşığı olmadan aşık olmanın.. Herkes bencil sevdalarında kendilerine düşen payı almış çekilmişti bir köşeye çünkü.. Sevmedikleri kişi sevemezdi onları.. Suçluydu eğer sevdiyse de… Ve ağır cezalar yüklenmeliydi onların sevenlerine.. Sevilmeden sevmek suçtu çünkü… Hapis cezaları verilmeliydi, karanlık odalarda… Ve boğulmalıydılar kendi gözyaşlarında… Ya da asılmalıydılar geceler boyu kokladıkları sevdiğinin saçlarıyla… Çünkü sevilmeden sevmek suçtu… Yasaklanmalıydı yüzleri ve tek bir damla gözyaşlarını sildikleri mendil gibi atılmalıydılar bir kenara… Çünkü eğer sildiysen onların gözyaşını, yanında olup ta birkaç sözle bile teselli verdiysen senden suçlusu, senden kötüsü yoktu bir daha.. Çünkü onlar bilmek istemezdi kendilerinden daha fazla sevebileceğini başka bir insanın; onu seven olsa bile.. Bu kadar da kıskançtılar kendi aşklarına ve aşıklarına karşı... Ve kendinden bezdirdiler seven canları...

Her şey gelirdi aklıma dedim ya.. Ama senin bu kadar kötü bir kalbinin olduğunu öğreneceğim, bu kadar bencil davranacağın hiç gelmezdi aklıma... Çünkü sen sevmeyi bilirdin aklımca... Ama her seven sevdiği kadar fazla... Herkesin canı acırdı aşıksa.. Ama kimse düşünmezdi kimsenin canını, kendi canı da acıyorsa ve aptalca daha fazla yandığını sanıyorsa... ve kendi bencilliğinde boğuluyorsa...

AnGeLuS

23.3.07

GÖKYÜZÜMMMM


Kafamı kaldırıp baktım.. ayrılık yaşanabilecek bir gün değildi verdiğin.. ağlamıyordu bulutların. Rezil edilmiş bir saatte, ayrılığın hemen peşinden, tek yapabildiğim kaçarcasına koşan adımları takip etmek yerine, kafamı kaldırıp sana bakmaktı işte. Çünkü yapayalnız olduğumu sandığım anda vurmuştu yüzüme güneşin. Saçlarıma şefkatle sarılmıştı rüzgarın.. gidişi yerine sonsuzluğun düşmüştü aklıma o rezil saatte. Yalnız olamam dedim, sen olanca hazinenle bana bakarken.. hissettirmeden sarılıyordun sen bana. Usulca. Canımı yakmıyordu sevgin başkalarının aksine. Tam da istediğimi veriyordun, hem aydınlık hem karanlık. Sıkışıp kalmıyordu minik yüreğim ikisinin arasına, ve saklanmıyordu artık bulutlarınla yarışan gözlerimin arkasına. Önüme sunuyordun tüm nimetlerini. Ben seni hep seveceğim diyordun, hiç söylemeden. Ben seni hep olmayan yüreğimde taşıyacağım diyordun, sen hiç bilmeden. Beni hep özleyecektin sen, özlenmeyi beklemeden.

Rezil edilmiş bir saatte, ayrılığın hemen peşinden, tek yapabildiğim kaçarcasına koşan adımları takip etmek yerine kafamı kaldırıp sana bakmaktı işte.. bir de yıldızların göz kırptı mı bana akşam olduğunda.. bütün evren benimdi o zaman. Ve zaten halihazırda senin. Tüm güzellikleri barındıran içinde, sendin.. bense sadece başkalarının acılarını sırtlamıştım, haddim bile olmadan. Kimseye ihtiyacım yoktu aslında. Ve olmayacaktı senden sonra… ya beni aldatırsan diye düşündüm aniden sonra. Yapar mıydın? Seviyordun bilirdim de, yapar mıydın? Yapmaz dedi bir ses. Güven ona. O ki tüm kalbini sundu sana. Oynaşırsa rüzgar başkasının saçlarında, güneş doğarsa başka birinin yüzüne umutla, ve yağarsa buz gibi karlar acıdan yanan bedenlere, ondan bilme. Bil ki o sadece seni sevecektir en saf haliyle.. ve bir gün gidersen eğer senin için ağlayacaktır o kapkara bulutları…

AnGeLuS


SENİ SEVİYORUM BİTANEMMMMMMMMMMMMM

18.3.07

GÖZBEBEĞİM

Umarsız dalıyor gözlerim karşı tepeden
Yerine bir başka şehir ışıldıyor
Nasılda arıyor ellerim kör ve dilsiz
Yerine bir başka koku sinmiş sanki
Kalbim seni soruyor, eski günleri arıyor
Bu ağlayan deniz benim değil

Hani nerede, hani gülüşün
Hani nerede, neredesin gözbebeğim

GÖKHAN KIRDAR
Tavsiye ederim çok güzel bi şarkı gerçekten...

KÖRDÜ GÖZLERİ!!!

Ben hiçbir derdine çare olamam sevdiğimin, dedi..
Çünkü gece kadar kördü gözleri..
Görmedi önünde birikmiş dağlar gibi çileyi, yani sevgiyi…

Aradaki hengamede kaybolurken bir türlü layıkıyla tutulmamış elleri,
Duymadı bir gıdım olsun sevgi diye inlerken gözlerinin bebeği..

Hayat bu kadar zor mu dedi birileri,
Çünkü tüm dertleri sırtlamıştı onların sevenleri…

Bembeyaz bir kuşun kanadına saplanan ok gibi yüreği şimdi…
Sıkışıp kalmış iki can parçasının arasına demirden elleri…

Kuş özgürdür uçmak ister minicik yüreği…
Ama izin vermez yürekten okun demirden elleri…

O kuş ama ebediyen özgürdür belki de şimdi..
Çünkü ok saplandığı gibi şiddetle çıktı kuşun bedeninden,
Hep olduğu gibi asi…

Kanlı ellerden atılan bir demir parçası şimdi yürek dediği..
Canını acıtmak bir yana,
Sadece kimselere yar etmemekti istediği…

Ve sonsuza dek sevecekti bıraksalar sevdiğini,
Önünde son kez çırpınsa bile yarinin gözleri…

Onu bu kadar severken birileri,
O ise ben hiçbir derdine çare olamam sevdiğimin, dedi..
Çünkü gece kadar kördü gözleri…

Angelus
İŞE YARAMAK ÇOK GÜZEL BİŞEYMİŞ...
YA DA HANGİ YÖNE GİTSEN DE HAYATTA ELİNDEN BİRŞEYLERİN GELEBİLECEĞİNİ GÖRMEKTE GÜZELMİŞ...
AMA EN GÜZELİ GAZETEDEKİ HABERİNİ GÖRÜNCE BABANIN OY OY OY OY OY'LAR EŞLİĞİNDE SANA SARILIP ALNINDAN ÖPMESİYMİŞ...

ANGELUS

15.3.07

BiZ SaDeCe YaŞarDıK


Yanımdan öyle telaşlı öyle vurdumduymaz ve öyle hayatı sırtlamış bi halde geçtiğinde bile ben sadece rüzgarını hissettim, varlığını değil.. bir de uçuşan saçlarının arkasından öylece bakakaldım.. donmuş zamanın saniyelerini saydım...
Bir zamanlar en sevdiğimdi.. zamanımı,mekanımı,içimi, dışımı, herşeyimi paylaştığım “dostum” dediğimdi. Birlikte gülerdi gözlerimiz ve birlikte yaş dökerdi sözlerimiz... biz sadece yaşardık... elmayı aynı yerinden tiksinmeden ısırır, ebelemeç oynadıktan sonra susamış boğazlarımız aynı su şişesine saldırırdı. Daha sonraki safhalarda saç örme aşaması, yok sen hangi parfümü kullandın, yok ona ne hediye alsam, şu gün ne giysem gibi evrelerden geçip küçük birer kadın olmaya başlardık.. biz o zamanlar sadece yaşardık.. aynı çocuk için şiirler yazar sonra birbirimize okuyup kaderin tüm cilvelerine inat ağlardık.. sıra altından çekilen kopyalar hissettirirdi yaşadığımızı ve bir de okulun bahçesindeki o hademe teyzenin ilkbaharda sürekli tepesine çıkıp sıcak çaylar yaptığı ıhlamur ağacı.. kovuğuna girip kendimize yeni dünyalar kurabileceğimizi sandığmız (çocukluk işte) ıhlamur ağacı.. birbirimize ilk yalan söyleyişimiz, birbirimizin sırrını ilk ele verişimiz, ilk sırt dönmelerimiz ve hayatımıza girip de anlamını yeni öğrendiğimiz ilk küsmelerimiz... her şeye şahit ıhlamur ağacı.. birbirimizi ilk kıskanmamız, sonra dayanamayıp her şeyi bağıra çağıra anlatmamız.. birbirimize verdiğimiz ilk sözler ve sonsuza kadar dostumsun tadında bir yalan söyleşimiz... dedim ya o zamanlar biz sadece yaşardık.. sonra farklı okullarda kopmaya direnecek surette birbirimizi her gün aramamız, kıskandırır gibi yeni arkadaşları anlatmamız, sonra bu aramaların allahın emriymiş gibi 2 günde, 5 günde, bir haftada, 15 günde , ayda, 3 ayda, 6 ayda, senede bire düşmesi ve sonra bir hiçlikte kaybolup gidivermesi... gelenin gideni aratmaması ve yeni dünyalar kurulması.. biz bunları sadece yaşadık...
Ve sonra bir akşam vakti yorgun argın sıcak evime yürümeye çalışırken birden yanımdan öyle telaşlı öyle vurdumduymaz ve öyle hayatı sırtlamış bi halde geçtiğinde bile ben sadece rüzgarını hissettim, varlığını değil.. bir de uçuşan saçlarının arkasından öylece bakakaldım.. donmuş zamanın saniyelerini saydım...
angelus

7.3.07

=((


gerçekten ne diyeceğimi bilmiorum.. çünkü böyle bir durumda ne denir bilmiyorum... belkide hiçbişey dememek en iyisi demek geliyor içimden onu bile nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum..
allah kahretsin ki hiçbişey bilmiyorum..
çırpındıkça batmak buymuş demek ki... uğraştıkça hüzüne gömülmek, hangi dala tutunsan elinde kalması buymuş..
ben böyle olsun istemezdim oysa... neyi istesem çekip gidiyor bir daha geri dönmemek üzere.. bu soğukluk bu aradaki buz gibi elle tutulmayan, gözle görülmeyen ama sadece hissedilen kütle bir türlü çıkmıyor aradan.. ve çırpındıkça daha da batıyor kararsız bedenlerimiz...
ben böyle olsun istemezdim oysa...
çünkü öyle bir anda geldi ki; en zor an olması işten bile değildi.. ben tam batmak üzereyken, bir ışık gelip kurtardı kendi gözyaşımda boğulmaktan.. abartıyor muyum bilmiyorum.. ama herkes yaralıydı... ve kimse sonra ne olacak anlayamadı... sonra tam işte zamanı geldi demişken birden herşey tersine döndü...
neden bilmiyorum ama böyle oldu... birşeyler için uğraştıkça daha da dibe gömülyoruz şimdi. bunun tek açıklaması bu... kimse (o bile, ben bile) bunun sonunun ne olacağını bilmiyor.
bu öyle bişeyki ne tamamen bağlanmak ne tamamen kopmak aralarda bi yerde kalmak, ARAF'ta olmak gibi... ne kadar çok sevap, o kadar çok günah ve yerin araf... benimse o kadar çok sevgim o kadar da çok acım var ki ne mutluluk yerim ne de hepten hüzün.. yerim sadece araf...
ne yapıcağımı bilmiyorum.. yerimi nasıl değiştireceğimi, o kahrolası zamanın bi gün nası lehime döneceğini (bugüne kadar hiç bir mutluluk vermedi çünkü hayatıma kattığı hep beklemekti,acıydı..) gerçekten bilmiyorum.. o araftan çıkıp cennette mutluluk içinde sefa sürmeyi, ya da herşeyi bırakıp cehennemde canım acıyarak yanmayı, nasıl becereceğimi bilmiyorum işte. ne bağlanabilmek birine sıkıca, ne de tamamen kopabilmek olabildiğince uzağa...
oysa ben gerçekten böyle olsun istememiştim..
tek istediğim birazcık mutluluktu doğru olup olmadığını bile hala bilmediğim insanda...
ve tek istediğim hala sadece birazcık mutluluk..
bu kadar zor mu demek geliyor içimden.. hiçbir bedel ödemeden yaşanmaz mı bu mutluluk? ve bedelini peşinen ödüyorsan ne olacak peki? ya mutluluğu elde edemezsen? beklediğin onca zaman, hissettiğin onca hasret, boşa mı gidecek? bunun hesabını kim verecek?
umut var mı yok mu bilmiyorum... seviyor mu sevmiyor mu bilmiyorum.. ve bunun için artık söyleyebileceğim hiçbişey kalmadı...
ben gerçekten böyle olsun istemezdim...

4.3.07

GÜLCE

Uçurumun kenarındayım Hızır
Bir dilber kalesinin burcunda
Vazgeçilmez belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır
Kaldım parmaklarımın ucunda
Uçurumun kenarındayım Hızır
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gözleri bir red, bir davet
Gülce uzak uzak dolanır
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce semavi bir afet
Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir beyaz sihir
Canıma bedel bir haz
Nar ve nurdan bir zehir
Gülce Araf`ta infaz
Bir tek bakışıyla suyum ısınır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenanndayım Hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Cahil cesaretimi alem tanır
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetülarzdan
Deccal`dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce`den
Ödüm patlıyor Gülce`ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum


İbrahim Sadri/ Ömer Lütfü Mete