
Yanımdan öyle telaşlı öyle vurdumduymaz ve öyle hayatı sırtlamış bi halde geçtiğinde bile ben sadece rüzgarını hissettim, varlığını değil.. bir de uçuşan saçlarının arkasından öylece bakakaldım.. donmuş zamanın saniyelerini saydım...
Bir zamanlar en sevdiğimdi.. zamanımı,mekanımı,içimi, dışımı, herşeyimi paylaştığım “dostum” dediğimdi. Birlikte gülerdi gözlerimiz ve birlikte yaş dökerdi sözlerimiz... biz sadece yaşardık... elmayı aynı yerinden tiksinmeden ısırır, ebelemeç oynadıktan sonra susamış boğazlarımız aynı su şişesine saldırırdı. Daha sonraki safhalarda saç örme aşaması, yok sen hangi parfümü kullandın, yok ona ne hediye alsam, şu gün ne giysem gibi evrelerden geçip küçük birer kadın olmaya başlardık.. biz o zamanlar sadece yaşardık.. aynı çocuk için şiirler yazar sonra birbirimize okuyup kaderin tüm cilvelerine inat ağlardık.. sıra altından çekilen kopyalar hissettirirdi yaşadığımızı ve bir de okulun bahçesindeki o hademe teyzenin ilkbaharda sürekli tepesine çıkıp sıcak çaylar yaptığı ıhlamur ağacı.. kovuğuna girip kendimize yeni dünyalar kurabileceğimizi sandığmız (çocukluk işte) ıhlamur ağacı.. birbirimize ilk yalan söyleyişimiz, birbirimizin sırrını ilk ele verişimiz, ilk sırt dönmelerimiz ve hayatımıza girip de anlamını yeni öğrendiğimiz ilk küsmelerimiz... her şeye şahit ıhlamur ağacı.. birbirimizi ilk kıskanmamız, sonra dayanamayıp her şeyi bağıra çağıra anlatmamız.. birbirimize verdiğimiz ilk sözler ve sonsuza kadar dostumsun tadında bir yalan söyleşimiz... dedim ya o zamanlar biz sadece yaşardık.. sonra farklı okullarda kopmaya direnecek surette birbirimizi her gün aramamız, kıskandırır gibi yeni arkadaşları anlatmamız, sonra bu aramaların allahın emriymiş gibi 2 günde, 5 günde, bir haftada, 15 günde , ayda, 3 ayda, 6 ayda, senede bire düşmesi ve sonra bir hiçlikte kaybolup gidivermesi... gelenin gideni aratmaması ve yeni dünyalar kurulması.. biz bunları sadece yaşadık...
Ve sonra bir akşam vakti yorgun argın sıcak evime yürümeye çalışırken birden yanımdan öyle telaşlı öyle vurdumduymaz ve öyle hayatı sırtlamış bi halde geçtiğinde bile ben sadece rüzgarını hissettim, varlığını değil.. bir de uçuşan saçlarının arkasından öylece bakakaldım.. donmuş zamanın saniyelerini saydım...
Bir zamanlar en sevdiğimdi.. zamanımı,mekanımı,içimi, dışımı, herşeyimi paylaştığım “dostum” dediğimdi. Birlikte gülerdi gözlerimiz ve birlikte yaş dökerdi sözlerimiz... biz sadece yaşardık... elmayı aynı yerinden tiksinmeden ısırır, ebelemeç oynadıktan sonra susamış boğazlarımız aynı su şişesine saldırırdı. Daha sonraki safhalarda saç örme aşaması, yok sen hangi parfümü kullandın, yok ona ne hediye alsam, şu gün ne giysem gibi evrelerden geçip küçük birer kadın olmaya başlardık.. biz o zamanlar sadece yaşardık.. aynı çocuk için şiirler yazar sonra birbirimize okuyup kaderin tüm cilvelerine inat ağlardık.. sıra altından çekilen kopyalar hissettirirdi yaşadığımızı ve bir de okulun bahçesindeki o hademe teyzenin ilkbaharda sürekli tepesine çıkıp sıcak çaylar yaptığı ıhlamur ağacı.. kovuğuna girip kendimize yeni dünyalar kurabileceğimizi sandığmız (çocukluk işte) ıhlamur ağacı.. birbirimize ilk yalan söyleyişimiz, birbirimizin sırrını ilk ele verişimiz, ilk sırt dönmelerimiz ve hayatımıza girip de anlamını yeni öğrendiğimiz ilk küsmelerimiz... her şeye şahit ıhlamur ağacı.. birbirimizi ilk kıskanmamız, sonra dayanamayıp her şeyi bağıra çağıra anlatmamız.. birbirimize verdiğimiz ilk sözler ve sonsuza kadar dostumsun tadında bir yalan söyleşimiz... dedim ya o zamanlar biz sadece yaşardık.. sonra farklı okullarda kopmaya direnecek surette birbirimizi her gün aramamız, kıskandırır gibi yeni arkadaşları anlatmamız, sonra bu aramaların allahın emriymiş gibi 2 günde, 5 günde, bir haftada, 15 günde , ayda, 3 ayda, 6 ayda, senede bire düşmesi ve sonra bir hiçlikte kaybolup gidivermesi... gelenin gideni aratmaması ve yeni dünyalar kurulması.. biz bunları sadece yaşadık...
Ve sonra bir akşam vakti yorgun argın sıcak evime yürümeye çalışırken birden yanımdan öyle telaşlı öyle vurdumduymaz ve öyle hayatı sırtlamış bi halde geçtiğinde bile ben sadece rüzgarını hissettim, varlığını değil.. bir de uçuşan saçlarının arkasından öylece bakakaldım.. donmuş zamanın saniyelerini saydım...
angelus
6 comments:
görüyorm ki sen her duygunu aktarabiliyorsun kağıtlara.yalnızca aşka dair değil feryatların...çok güzel bir yazı olmuş.ellerine sağlık.bizi düşündürdüğün için...
teşekkür ederim yetkincim..
geçen gece arkadaşım gerçekten yanımdan geçti saçlarını savurarak..
ve görmeyişi gerçekten gücüme gitti her ne kadar hayatta ikimizde başka yönlere savrulup kaybolmuş olsakta...
tekrar teşekkürler
ondan sonra kurduğun yeni dünyanda varım bunu bilyorum belki gideni aratmıyorum bunada inanabilirim peki ya benden sonra kuracağın yeni dünyandakilerde beni aratmıcakmı???
bu yazdıklarını okuyunca kötü oldum:( hatta ne yalan söyliyeyim gözlerim doldu...ben her nekadar unutmamanı dilesemde bir gün benimde ardımdan böyle bi yazı yazacağını düşünmek koyuyo yaa insana,,,neyse şuan bilmen gereken tek şey seni çokk ama çoookkk sevdiğim...Mevla yüreğimize göre versin inş.
bitanem yaaa bende seni çok sewiyorum inan banaaaa...
ya bende kötü oldm şmdi böle yapma amaa.. biliorum seni sonsuza kadar unutmicam fln gibi salakça sözler sölemek yanlış ama ikimizde birbirimizi hiç bırakmamayı deneyelim en azından.. ayrıca aminnnnnnn..
Way be süper bi yazı olmuş celine gerçektenn.. Belki de herkesin yaşadığı yaşayacağı birşeyi ne kadar da güzel dile getirmişsin... Allah bundan sonra hayatına girenlerin rüzgarını değil de varlığını hissetirmesini nasip eder inşallah. ve tabi ki bize de...
teşekkür ederim beyzacım.. blogumu ziyaret etmen o kadar sevindirdi ki beni anlatamam.. her zaman beklerim buyur gel.. tekrar teşekkürler
Post a Comment