8.4.07

Azraille Aldatmak...

Bir, günü çoktan sıyırmış akşama daha çok sarılmış akşamüstü saatte, koskoca bir mezarlıkta sevdiğinin mezarına sarılmış, gözyaşını onun kalbine akıttığını sanan genç bir kadın, bu kez onlara ağlayan bulutlardan düşen yağmurla titremiş, üşümesin diye sevdiğinin toprağını bedeniyle örtüyordu… ve yine de içten içe sevdiğinin onu Azrail’le aldattığını düşünüyordu…
**********
Avuçlarımın arasında kaldı az önce solmuş yüzün.. gökyüzü mavisi göz bebeklerin senin sandığın beyaz bulutlara dikili kaldı son nefesinde.. ve yüzümden bir damla düştü senin gül yüzüne…
ama ben sana hak veremedim sen son nefesini verirken.. bilerek yoruldun savaşmaktan, bilerek bıktın usandın didişmekten Azraille.. ertelemekten vazgeçtin, gelecekse gelsin ölüm dedin bile bile…
**********
Üzerimde yüreğimin karanlığı gibi simsiyah renkler vardı seni uğurlamaya geldiğimde. Önce başka bir dilden dualar okundu sen orada öylece yatarken. Keşke dedim o zaman; keşke ne dediklerini anlayabilseydik. Keşke ben duamı anlatabilseydim yanımda elimi tutanlara. Sahi dua etsem geri gelir miydin o an? Sonra gözlüklerimi çıkardım seni son kez daha iyi görebilmek için. Çıktım karanlıkta kalmış zihnimden. Nasıl olsa ağlamıyorum dedim içimden. Son sözüne sadık kaldım.
Üzerine topraklar atılırken, sen beyazlar içinde, ben tek bir şey düşünüyordum; sen orada üşüyor muydun? Metrelerce toprak altında titriyor muydun? Başın sağolsunlar dilenirken ben sadece yanına girip, kendimi de toprağın altına atıp yanına kıvrılıp uyumayı düşünüyordum. Ben sana sarılınca üşümezdin o zaman.. duyuyor musun şimdi? Seninle ölmeyi düşünüyordum sen gittiğin an…
**********
Herkes gitti bak bir ben kaldım başucunda sadık bir köpek gibi. Çok denediler bizi ayırmayı birkaç saat önce. Yılmadım kaldım seninle. Yukarıdan biri gelip seni alır diye mezarının başına çivi gibi çaktım kendimi. Çünkü daha çok erkendi.. hani hatırlıyor musun? Beraber gideceğimiz yerleri, birlikte alıp sırayla okuyup değiş tokuş yapacağımız kitapları, saatlerce inanılmaz bi kararlılıkla yapacağımız tartışmaları, aynı kulaklıktan dinleyeceğimiz şarkıları… Her şey yarım kaldı. Sen bi aptallık yapıp beynine yerleşmesine izin verip düşman bi parçanın beni arkanda bırakıp bencillikle çekip gittin.. çabuk vazgeçtin.. sen sevgilim Azraili bana tercih ettin... ama bak ben başındayım hala. Elimdeki çiçekler bile soldu sen toprağın altına girdin gireli.. ben hala solmadım. Bir tek damla düştü gözümden günlerdir, o da sen gözlerini kapamaya bile fırsat bulamadan kaparken hayatının kapısını açılmamak üzere…
Ben gözlerimi seninle birlikte gömdüm bu öğlen.. bir daha kimseye bakmamak için.. hava kararıyordu.. hayatta olsan hadi geç kalma eve dön diyeceğin bi saatti. Umursamadım. Çünkü beni umursayacak kişi birkaç metre aşağıda kalmıştı artık. Sonra yüzümü aramızda metrelerce toprak olmasa yaslayabileceğim göğsüne ama şimdi zemine bıraktım usulca.. sesini duymaya çalıştım… ağlayacaktım işte. Sen bana verdiğin sözü tutmamış çekip gitmişken ben neden ağlamayayım diye sordum kendime. Sonra evet diyip bir de hak verdim kendi kendime. Ağladım ağladım ağladım sonunda… ben gözyaşlarımı kalbine akıtırken toprağına dayalı yüzüm, belki bikaç gün sonra kalbin bir filiz verir diye düşündüm… sonra titredim üşümüştüm.. kim bilir sen nasıl üşüyordun…
**********
Bir, günü çoktan sıyırmış akşama daha çok sarılmış akşamüstü saatte, koskoca bir mezarlıkta sevdiğinin mezarına sarılmış, gözyaşını onun kalbine akıttığını sanan genç bir kadın, bu kez onlara ağlayan bulutlardan düşen yağmurla titremiş, üşümesin diye sevdiğinin toprağını bedeniyle örtüyordu… ve yine de içten içe sevdiğinin onu Azrail’le aldattığını düşünüyordu…

Angelus 23.02.07 20:14

No comments: